Önder Halisdemir: Mesleki istihdam yerine iş anlaşmaları gelecek

Gayrimenkul ve finans sektörünün önemli yöneticilerinden Önder Halisdemir, yazılım ve bilgisayar teknolojisinin ilerlemesiyle yaşanacak ‘Mesleksizlik’ sorununa dikkat çekti… İşte Halisdemir’in o yazısı… 

Önder Halisdemir’in Finansgundem.com‘da yayınlanan “Meslekler kaybolurken” başlıklı yazısı şöyle;

“Farkında mısınız gelecekte meslekler olmayacak. Bu gelecek hem de çok yakın, önümüzdeki 30 seneyi konuşuyoruz. Üstelik “Mesleksizlik” önümüzdeki 30 sene sonunda birden gerçekleşmeyecek. Önümüzdeki 10 yılda yavaş sonra giderek artan bir hızda gerçekleşecek. Kod öğrenmek de çocuklarımızın meslek sahibi olmasını sağlamayacak. Teknolojik dönüşüm meslekleri yutacak. Olacaklar için yapay zekadaki (yapay bilinç/yenibilinç) gelişmelerin gerçekleşmesi de gerekmiyor. Şuan ulaştığımız teknolojik seviye ve dönüşüm hızında “mesleksizliği” yaşayacağız.

Doktorsuz hastane, yargıçsız mahkeme, şoförsüz taksi, işçisiz fabrikalar geliyor

Doktorsuz hastane, yargıçsız mahkeme, şoförsüz taksi, garsonsuz hatta aşçısız lokanta, öğretmensiz sınıfsız okullar, bankacısız banka olacak. Gelin örnekleyelim. Şu an en sağlam görülen en yüksek puanla öğrenci kabul eden tıp doktorluğu mesleğine bakalım. Şu an doktora gittiğinizde sizin tahlillerinize bakmadan bir şey söylemek veya tedaviye başlamak istiyor mu? Tahlil sonuçlarını tecrübesi ile analiz ederek size ilaç ve tedavi yöntemi öneriyor. Peki, iyi doktor kim? Çok vakıa ve sonuç görmüş doktor değil mi? Peki hafızasında milyonlarca kayıt tutan ve binlerce değişkeni ve olasılığı saliseler içerisinde analiz eden bilgisayarlar daha doğru ilaç önerip daha doğru bir tedavi stratejisi söylemeyecek mi sanıyorsunuz? Peki, tedavi stratejisini bilgisayar çizdi. Ya operasyon? Operasyon da cerrah robotlar kullanımda bile ve sürekli gelişiyorlar. Fizik tedavi mi? Fizik tedaviyi bile fizyoterapistler değil duyarlı robotik giysiler yaptıracak size. Zaten insan doktorla makine doktor arasında seçme şansına sahip olacağımızı düşünmüyorum. Sigorta şirketleri hata ve gereksiz masrafları elimine etmek için standartları belirleyecektir. Kaldı ki seçme şansına sahip olsak bile tercihimiz yine robotlardan yana olacaktır. Deyimlerimiz bile değişecek robottan daha iyisini mi bileceksin/yapacaksın kardeşim diyeceğiz. Ama içimiz içimizi kemirecek biriyle konuşmak isteyeceğiz değil mi? Tedavi hakkında konuşabileceğimiz kişi ancak bir çeşit psikolog olacaktır.

Hadi hastane tamam yargıçsız mahkeme mi olur diyeniniz var mı? Eğer adalette hız ve mutlak tarafsızlık arıyorsak kararı zaten makinenin/robotun vermesine sıcak bakmaya başlamışızdır değil mi? Kaldı ki bu konuda müthiş ilerlemeler var ve gözüken 10 sene içinde mahkeme kararlarının büyük çoğunluğu sistem tarafından verilmeye başlanacak.

Sporculuk. Hadi canım.. İnsanın kısıtlarından kaynaklanan seyir zevki ile makinelerin insan kısıtını aşan becerileri sayesinde verdiği seyir zevkini mukayese edince makinelerin müsabakaları daha çok ilgi çekecektir. Olmaz demeyin bilete para ödeyen bugünün çocuk ve ergenleri olacak. Robot olimpiyatları insan olimpiyatlarının yerini alacak. Tuttuğumuz takımlarda bile futbolcuların yerini robotlar alacaklar. Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe büyük kulüpler ve diğerleri kendi dönüşümlerini tamamlarsa ligde yer alacak aksi takdirde teknoloji firmalarının takımları mücadele edecek. İnsanların oynadığı futbol sıkıcı gelecek. Makinelerin neler yapabildiğini görmek ve robot takımlarımıza destek için arenaları dolduracağız.. İnsanlık hayvanları kapıştırdığı arenalarda robotları kapıştıracak. Üstelik mücadeleler zevkli geçsin diye penaltı ve faul gibi kurallar oldukça esnek olacak. Robotlara isimler vereceğiz ve fanları olacak. Bu son örnek sert geldi değil mi? Takip etmeyenler için söyleyeyim şimdiden büyük kulüplerimizin dijital spor takımları var ve büyük bir fan kitlesi var. Çocuklarımız bunları takip ediyor. Ancak konu dijitalde ve marjinal ilgide kalmayacak sahaya da yansıyacak.

Geçmişe bakıp teknolojik dönüşümün görece yavaş ilerlediği yıllarda bile kaybolan mesleklere bakıp vay be demek mümkün. Dedelerinize sorsanız size kaybolan meslekleri anlatmaya başladıklarında siz bile bu iş bir meslek miydi diye sorup şaşırıp kalabilirsiniz. Hele geçmişte bir fabrikada çalıştıysa hiç o konuya girmesin saydığı kaybolan mesleklerden başınız şişer.

Tüm bunları 2000’lerin ortasında yazdığı doktora tezinin konusu olarak karar destek sistemlerinin (robotik karar) endüstride kullanımını seçmiş, tezini uygulamış ve o yıllardan beri bu konularla ilgilendiğim için söylüyorum. Bazı alanlarda makine-insan dönüşümünü gerçekleştirmiş biri olarak söylüyorum. Önümüzdeki 30 yılı hangilerimiz yaşayabilecekse yukarıdakilerin şahidi olacak.

İlk ağızdan bir dönüşüm hikayesi… Krediyi bankacı değil makine veriyor artık

Konu o zamanlar ilgimi çekmişti. Alın size şu an hepinizin kullandığı bunun aksi ne kadar saçma olurdu diye düşündüğünüz bir teknolojik dönüşümü hayata sokmanın birinci ağızdan hikayesi. O esnada bankaya ve göreve yeni gelmiş büyük bir bankanın bireysel krediler grup müdürüydüm. Banka mevduat toplamada birinci sırada ancak kredi vermede 5. sıradaydı. Adeta hazine bonosundan bir kuleydi. Dezenflasyonist süreç başlamış hazine karları azalıyor krediden yapılan kar artıyordu. Ancak banka kredi kullandıramıyordu. Banka sürekli mevduat topladığından ve yalnızca mevduat primi verildiğinden şube teşkilatlarında kredi bilgisi zayıf, şube müdürlerinin önemli kısmı teftiş kökenli olduğundan risk sevmez ve yaşlı bir kadro olduğu için verdikleri kredinin riskinden dolayı kendilerince emekliliklerini tehlikeye atmak istemiyorlardı. O esnada 30 yaşında bankanın en genç grup müdürü olarak verdiğim hedef ve yönlendirmelerde yaşım itibarıyla onlara güven telakki etmiyordum. Üstelik ağdalı ve müşteri dostu olmayan bir kredi süreci vardı. Vermek de almak da zordu. Bu yapıda bankayı üst sıralara taşımak on yıllar alacak ve belki de hiç gerçekleşmeyecekti. Doktora tezi olarak seçtiğim konuyu uygulamaya karar verdim. Şube kredi personelini ve müdürlerini kredi kararında bypass edip müşteri başvurularını kendim değerlendirecektim. Bankanın gerçek müşteri kredi politikasını yönetimden devredilen yetkilerle ben tayin ettiğim için bu mümkündü. Kendimden 1000 kişi oluşturamayacağım oluştursam da yine de verimli olmayacağı için tercihlerimi bir sistem oluşturup sisteme gömmem gerekti. Bir gece oturdum temel metodoloji ve algoritmaları yazdım. Sabah ekip arkadaşlarımı topladım kod adı olarak “Ayşe tatilde” ismini verdiğim ortaya çıkana kadar gizlilikle sürdüreceğimiz çalışmaları anlattım. Birçok algoritma, dalları bir orman büyüklüğünde karar ağaçları ve karar tabanlı tercihlerden oluşan binlerce satırdan oluşan “cep kredi” böyle ortaya çıktı. Artık müşteriler başvurularını şubeye değil SMS’le istedikleri kredi tutarını yazıp birkaç bilgi verip SMS numaramıza yapacaklardı. Artık şubeye gitmek günlerce beklemek, şube personeline ve müdürünün keyfiyetine dayalı bir süreç yoktu. Uygulamaya geçmeden o sıralar 600 şubeli olan bankanın müdürlerini ve personelini şöyle bilgilendirdim. Risk artık sizde değil sistemde. Siz yalnızca noter olacaksınız. SMS’le onayı alan başvuru sahibinin beyan ettiği bilgiler doğru mu ona bakacaksınız. Kararı şubelerin bildiği ismiyle oluşturduğum “pusula” sistemi verecek.

Televizyon reklamları dönmeye başladıktan sonra 6 ay içerisinde banka aynı eleman sayısında 160 şube açmış kadar ekstra kredi hacmi kazanmıştı. Sonuçta artık bireysel kredi bankanın şubesinin insan emeğiyle değerlendirdiği bir istasyon adımı olmaktan çıkmıştı. O esnada işin magazin tarafı kurum içi yaşadığım dirençler, sonrasında iş tutunca olanlar, değişimin yönetimi vs insanın teknoloji karşısındaki davranışı kitap olacak konudur. Ayrıca neden Türkiye’de büyük kurumlardan yenilik kolay çıkmazın özetidir. Banka 2006 yılında başka bir bankaya GMY olarak geçişimde göreve başlarken 5.sırada olan yeri birinciliğe yükselmişti. Bizim bankadan 8-9 ay sonra benim ekipten transfer edilen bir arkadaşla ikinci banka uygulamaya başlamış sonrasında da endüstri standardı haline gelmiştir. Çok şükür o dönem bu dönüşüm personel azalışı neticesi doğurmamıştı. Zira Türkiye’de 2001 krizinden sonra zaten bankacı sayısı azalmıştı. Ekonominin istikrarı ve bankaların bireysele yönelmesi ile kredilere bir hücum oluşmuş. Yapılan teknolojik dönüşüm kredi kullananların hayatını kolaylaştırmıştı. Halen daha o zaman attığımız adımlar ile ülkemizde kredi almak gelişmiş ülkelere bile nazaran oldukça kısa neticelenmektedir. Bu teknolojik dönüşümde önce insana hizmet etmiş verimsiz bir süreci ortadan kaldırmıştı. Ancak kredi talebinde bir patlama olmasaydı mutlaka çalışan sayısında azalma ile neticelenecekti. Ekonomi ve kredi talebi büyümüş yeni şubeler açılmıştı. Ancak bu dönüşüm şube başına personel sayısını ciddi biçimde düşürmüştür.

Şubesiz banka, gişesiz stadyum, dijitalleşen bakkallar

Bunun gibi pek çok dönüşümü hem ilgim olduğu için hem daha önce edindiğim tecrübeler ile gerçekleştirdim. Yeni Genel Müdürü olduğum şubesiz ve sistemin en küçüğü boyutunda olan bir yatırım bankasını “yeni jenerasyon bankacılık” adını verdiğim modelle kurguladım ve şubesiz biçimde ülkenin en geniş dağıtım kanalına sahip hale getirdim. Şubeler yoktu ama bakkallar, benzin istasyonları, PTT şubeleri, ulaşım kartı istasyonları, başkaca binlerce bayi vardı. Ülkemizin geleneksel stadyum tecrübesini yine “Passolig” adını verdiğim sistemle ekibimle beraber değiştirdim. Yine buluşum olan NKolay adını verdiğim bugün binlerce bakkal ve küçük işyerinde kullanılan milyonlarca işlem gerçekleştirilen terminalle insanımız bakkallarda benzin istasyonlarında dijital servisler almakta dır.

Özetle yazının başlığında yer verdiğim “Meslekler Kayboluyor” başlığı hariçten gazel okuyan birinin kehaneti veya futuristik bir fantezisi değildir. Teknolojiyi takip eden okuduklarını nakleden birinin anlatımı da değildir. Birçok teknolojik dönüşüme öncülük etmiş süreçleri yaşamış sonuçlarını yönetmiş ve konuları yakın takip eden birinin hep varolacağını sandığımız mesleklerle ilgili düşüncesi olan malumun ilanıdır. Üstelik gelecek algımızda sanki olmayacağımız bir zamanda olacakmış hissini veren bir uzaklıkta değil tüm bunlar.30 yıl daha ömrü olanlar ilk 10 yıl yavaş sonra çok hızlı “mesleksizliği”yaşayacaklar.

Benim gibi nice insan sektörlerinde ve dünyanın her yerinde bu dönüşümleri sağlamak için çalıştı. Kimi öncü kimi parçası kimi kullanıcısı oldu. Görünen fayda hep insanların rahatıydı ve beklenen faydaya hızlı ve ucuz erişimiydi. En azından benim motivasyonum hep o oldu. Ancak yine görünen o ki bu konformist anlayış adeta tüm meslekleri yok edecek bir yerlere varmakta. Bu konuda etik bir tartışmaya girmek isteyenlerin tekerleğin icadının işgücü açısından iyi olup olmadığını tartışmaya başlayarak konuya dahil olması gerekir.

Şu an 30 yaşında olan hiç kimse yapmış olduğu meslekten emekli olamayacak

Peki “Mesleklerin Kaybolması” bizi ne kadar ilgilendiriyor ve sonuçları ne olacak. Yaşı 35’in altında olanları veya çocukları olanları çok yakından ilgilendiriyor. Örneğin yaşı 35’in altında olan şubede veya genel müdürlükte çalışan bankacıların yüzde 90’ının pozisyonu ne olursa olsun bankacılıktan emekli olamayacaklarını bilmeleri lazım. İnsanın yaşı düştükçe yaptığı meslekten emekli olamama yüzdesi artacaktır. Maalesef insanların meslekleri ellerinden gidecek.

Teknolojik dönüşümün getirdiği en büyük zorluk meslek garantili okul/bölümlere hazırlananlarla bu okulların öğrenim gören ve yeni mezunlarında olacaktır. Yıllarca hayatlarından ödün vererek hayatlarını garanti altına almak istedikleri meslekler yok olacaktır. Eğitim sistemimizi radikal biçimde hangi yönde değiştirmemiz gerektiği ayrı bir yazı konusudur.

Meslekler kaybolacaksa yerine ne geçecek?

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım insanları umutsuzluğa sevketmek değil aksine farkındalık oluşturmak ve harekete geçirmek. İnsanlar genellikle büyük ve baş edemeyecekleri bir tehlike sözkonusu olduğunda sanıldığının aksine kaçınmak yerine çaresizliğe düşüp kayıtsız kalırlar. Bu konuda kayıtsız kalmak ve çaresiz hissedip beklemek yapılabilecekler içerisinde en kötüsü.

Meslek bazlı istihdam değil iş bazlı anlaşmalar gelecek

Hatta geldi bile. Yalnızca şu an yeterince farkında değiliz. Örneğin dış kaynaklandırma (outsourcing) dediğimiz uygulama hayatımızda. Birçok şirket bazı işler için mesleği o işleri yapmak olan insanları istihdam etmiyor. Faydayı konu ve süre bazında alıyor ve bir bordro ilişkisi kurmuyor. Artık şirketler büyüse de ihtiyaç bazında farklı departmanlar bazında çalışan insan sayısı az oluyor. Birçok hizmeti dışarıdan alıyor. Evden çalışma yine bu yönde adımlardan biri. Çok yakında çıktı ile girdi arasında ilişkiler iyice çözülünce parça başı/fayda bazında ödeme daha çok meslek için söz konusu olacak. Fakat en önemli dönüşüm yine teknoloji ile gerçekleşmekte. Örneğin bir bankanın en çok personel istihdam edilen yeri çağrı merkezi operatörlerinin bulunduğu departmandır. Buralarda hem outsourcing hem evden çalışma uygulanırken robotik uygulamalar şimdiden insanın yerini almaktadır. Üç beş sene içerisinde ise bu departmanlar birkaç politika belirleyici personelin kaldığı en az eleman istihdam edilen yerlere dönüşeceklerdir. Bu örnekleri en artık bu olmaz denilen departman ve meslekler için genişletebiliriz. Konu artık yalnızca zamanlama meselesi. Hazine, krediler, operasyon, bilgi teknolojileri hepsi ve daha fazlası için dönüşüm başladı. Şubeleri saymıyorum bile şubeye bugün de ihtiyaç yok. Dolaşımdaki para yerini giderek kaydi paraya semtlerdeki esnaflar bile organize perakendeye döndüğü için şubelerin yalnızca geçiş sürecinde olan rolleri ufalarak devam edecek ve kaybolacak. Bir bankanın şube sayısı büyüklüğü artık bankanın gücünü değil probleminin büyüklüğünü ifade edecek. Ençok itirazla 2007 senesinde başında bulunduğum bankanın “yeni jenerasyon bankacılık modeli” ni anlatırken işe almak istediklerimi iknaya çalışırken yaşamıştım. Sektörden birçok değerli insan iş modelini futuristik ve güvensiz bulup iş teklifini kabul etmemişti. Tabi o zamanlar “cek cak şeklinde anlatıyordum. Oysa aradan geçen süre içerisinde o banka varlıklarını ve karını kısa sürede 100 kat büyütmüş ne para toplarken ne işlem yaparken ne kredi verirken şubeye ihtiyaç olmamıştı. Başkalarının fiziki kanalları üzerinde fayda bazlı iş yapan geliri paylaşan bir yapıydı.

Çocuklarımızın kod öğrenmesi onları kurtaracak mı?

Şu an bu yazıyı okuyan okul çağında çocuğu veya akrabası olan pek çoğumuz küçüklerimizin hayatlarını kazanmalarını garanti etmeleri için büyük çaba sarfetmekte küçüklerimizin doğru bir yol bulmaları için yardımcı olmaya çalışmaktadırlar. Yazıda yer verdiğim gerekçelerle ve halihazırdaki teknolojik seviyemizin bile meslekleri yutmaya başlaması bu yönelimi belirlerken en büyük zorluğu oluşturmaktadır. Obama çocuklara kod öğrenin dediği için bu konu bir fenomen oldu. Evet şu an kod bilen görece daha az sayıda ve dünyadaki dönüşüm için daha çok sayıda kod bilene ihtiyaç var. Ancaaak çeşitli bilgisayar dillerinde kod öğrenmek ve bilmek ancak önümüzdeki 10 sene işe yarayacak. Çok kullanılan bir bilgisayar dilini bilmeyi İngilizce bilmeyle eş görebiliriz. Nasıl artık İngilizce bilmek yetmiyorsa İngilizce bilginizle rehberlik bile yapamıyorsanız birçok mükemmelleşme yolundaki dijital çeviri enstrümanı dil bilmemenize rağmen İngilizce ihtiyacınızı giderebiliyorsa kod içinde durum aynı olacak. Şu an çok sayıda dönüşüm ihtiyacı az sayıda kod bilen olduğu için kod bilenlere iş var ve insan makine dönüşümünde bu kod bilenler görev alıyor ve alacaklar ancak hızla kod bilmek yetersizleşecek ve onlara da ihtiyaç kalmayacak.

Özetle kod bilmek önümüzdeki 10 yıl için çocuklarımıza bazı köşebaşlarını tutma opsiyonu verebilse de buraları koruma imkanı vermeyecek. Gelecek yazımda 35 yaş altı olanların dönüşümü, çocuk ve gençlerin eğitim ve kariyerleri için düşüncelerimi yazacağım.

Sağlıcakla kalın.”

Bunları da beğenebilirsin